koşma yorulduysan

gördüklerim

Açaydım gollerimi…


Hormonlu Sabun Köpüğü


11. Sayıya Alternatif Kapak


Dağ Keçileri


Tahrir’de Cuma Namazı kılmak

by Mosa’ab Elshamy – @mosaaberizing from twitter


“Egypt” by Nidal El Khairy


yeni ev…

3460419646_eff84ebb24nihayet yeni evimizi tutabildik.

frankfurt’ta yabancı -hele de türk- olarak ev tutmak felaket zor. eğitim ya da gelir düzeyiniz kimsenin umrunda değil. şansına en sonunda mısırlı bir kadına denk geldik de, eşekten düşmüşlük ortak paydasına sığınııp anlaştık.

ikea sağolsun, evi düzmek de pek zor olmayacak. ikea hastalık düzeyinde bir sıradanlık, tekdüzelik. kullanışlı ve uygun yaşam alanları oluşturuyor, lakin o mağazaya girdiğimde hissettiklerimi tarif edemem. Hele raflara dizdikleri sıra sıra ikea food’lar, ikea drink’ler… birbirinin aynısı yüzlerce ev,.. hayatlarımız her yönüyle birbirine benzetilmeye, formatlanmaya, çapaklarımız alınmaya devam ediliyor.

bu arada resimdeki Newyok fotoğrafı da ikea’dan ve 130 Euro.


“Eşrefpaşalılar”

Pazartesi akşamı “Eşrefpaşalılar”ın galasına katıldık burada.esrefpasalilar-filmi Konuşmaya meyl eder halime rağmen, fazla konuşamayınca üzerine; yazmaya niyetlendim.

Evvelden yine aynı senaristin elinden çıkma bir de tiyatrosu oynanmış filmin. Senaristimiz aynı zamanda başrol oyuncumuz da olan Burak Tarık. Başrol oyuncusu diyorum, zira pseudo-başroldeki “hoca” karakteri bir protagoniste ait hiçbir şartı sağlayamıyor. Özelinde Nusret’in ve Davud’un, genelde de bir mahallenin hikayesi anlatılırken, “hoca” sanki tesadüfen bu hikayeye denk gelmiş gibi.

Şüphesiz karakterlerin dönüşümlerinin(hidayete ermelerinin) sorumluluğu hocaya yüklenmiş senaryoda, fakat biz buna dair hiçbir emare göremiyoruz. Seyirci bütün bu karakter değişimlerini izleyip kabul etmek zorunda kalıyor; ikna edilmiyor. Arada bize gösterilmeyen birşeyler oldu da, bunlar öyle değiştiler gibi de yapılmıyor. Hoca gül dikiyor, hop hadi hocayı çok sevelim. Hoca çocuklarla maç yapıyor, onlara gazoz ısmarlıyor, hop hocaya dokunanı yakarım. Herkes bir anda hocanın sözünü baş tacı ediyor. Bütün hikaye böyle geçiyor. Ya verilmek istenen uçurum, karakterlerin yaşadıkları dönüşüm bu kadar büyük değil(çünkü ondan da emin olamıyoruz, karakter introları da vasat); yahut hakikaten herkes hocanın gül yüzüne hürmet imana geliyor.

Üstelik söylediğim gibi, senaryoda elle tutulur tek hikaye olan Davud-Tayyar-Nusret-Duygu-Madam hikayesi filmin bir çeyreği kadar vakit kaplıyor. Başka bir çeyrekte hocayı izliyoruz, kalan yarısında da mahalledeki, film içinde asla sivrilmeyen ve önemi olmayan karakterleri izliyoruz.

Hocanın hikayesi desek değil, Nusret’in hikayesi desek değil. Neticede “objektif”(pun intended) bir izleyici olarak hiçbir karaktere sempati duyamadan bitiriyorsun filmi. Bütün bu karikatürize karakterler içinde bir tanesi öne çıkıyor bana kalırsa: Skoda. Başlarda filmdeki trende ayak uydurup, o da karikatürize bir karakter olarak giriş yapsa da, sonradan toparlıyor ve önümüzde gerçekten hem absürd, mizahi gücü kuvvetli, hem de gerçek bir karakter oluyor.

Filmde, belki bilinçli kast edilmemiş ancak gözüme çarpan detaylar da şunlardı: (spoiler alert)

- Kız oğlanı affediyor? Ama ne zaman? Oğlan kıza kendisini(oğlanı) değiştirme, şekillendirme izni verdiğinde affediyor.

- Davud hocayı o kadar koruyor kolluyor, himayesine alıyor, seviyor, hiçbir “müşrik”e(!) ezdirmiyor ama nihayetinde ihtida etmeden ayrılıyor aramızdan. Bu ilişkiden ister istemez bir analoji çıkardım ben ve rahatsız oldum.

Öyle ya da böyle. İnsanlar emek vermişler, biz de gittik izledik. Siz de izleyin. Lakin şunu da unutmayın: Bir eserin güzelliği, kalitesi aldığı alkıştan bağımsızdır.